14 5 / 2013

Grev ve Protesto haktır, birilerinin bahşedeceği bir lütuf ya da izin istenilecek bir eylem değildir. Önce bunda bir anlaşalım.
Anlaştığımızı varsayıyorum ama biliyorum ki bi’halt değişmiyor. Çünkü bizde işler öyle hakla, hukukla yürümüyor. Grev yapacaksan, bir şeyleri protesto edeceksen devletin kolluk kuvvetlerinin jopunu, gazını, suyunu göze almak lazım gelir. Hakkını nerde nasıl ararsan ara, sana hakkını vermek istemeyen ve senin hak talep eden sesini susturmak isteyen ilk olarak devlet olur. Devlet bilir ki insanlar haklarını almaya öğrenirlerse, yönetilmeleri -biz ona güdülmeleri de diyebiliriz- pek de kolay olmayacaktır. O yüzdendir ki her türlü grev ve protesto daha kendi işlevselliğini yerine getirmeden daha ilk aşamada insanların sesi kesilerek engellenmeye çalışılır.
 
Şimdi zurnanın zart dediği yere gelelim.
 
Bizdeki asıl sorun devletin militarist ve baskıcı zihniyetinden daha çok bu zihniyeti alkışlayan insanlardır. Daha bir kaç hafta önce polisin yaraladığı bir genç kız için “ne işi varmış orda, terorist, örgüt üyesi” gibi laflar söyleyen, söyleyenleri alkışlayan yüzbinlerce insana şahit olduk. Kimse de çıkıp protesto herkesin hakkıdır, kimseye zararı olmayan bir genç kızı nasıl vurabiliyorsunuz? demedi.
Şimdi THY’nın hukuk dışı işine son verdiği işçiler için THY çalışanları greve gitmek istiyorlar. Daha şimdiden tomalar, gaz bombaları ve her sivil için onlarca kolluk gücü hazırlanmış durumda. Taleplerini daha dile getirmeden susturulmak istenecekler ve büyük bir ölçüde de bu başarılacak. Ama maalesef asıl lanetimiz bu susturulmayı, bu baskıyı, bu şiddeti alkışlayacak olanlarımızın varlığıdır. Kimi hastam var nasıl uçaklar kalkmaz diyecek, bir diğeri benim ulaşım özgürlüğüm ne olacak diye veryansın edecek, yüzlerce binlerce şikayet şeklini göreceğiz yarın. Devleti alkışlamak, devletin şiddetini haklı çıkarmak için kendilerinin başka alternatifleri olmasına rağmen ekmekleri elinden alınmış kişileri yok sayıp mağduriyetlerini anlatacaklar. Ha Allah korusun, polisin SÜPER ORANTILI gücü karşısında yaralananlar için “ne işi varmış orda, kesin provakatör, terörist” bu deyip bir de kendilerini haklı çıkaracaklar.
 
Haklarımız gasp ediliyor. 
Haklarımız çalınıyor. 
İsteyemiyoruz. 
İstemememiz için sesimizi kesiyorlar. 
Sesimizi duymamak için kendilerini alkışlatıyorlar.
“ALKIŞLAYAN ELLERİNİZ KIRILSIN”

11 5 / 2013

CHP; İçinde Bayrak, Atatürk, Ordu geçmeyen her şeye kör bakıyor.. Asker veya kendi düşüncesinde gazeteci tutuklanıyorsa veryansın ediyor, onun dışında kime ne olursa olsun umursamıyor.. Kılıçdaroğlu alevi olmasına rağmen, tabanı tepki verir korkusuyla aleviliğini gizliyor, Dersim olaylarının üstünü örtmeye çalışıyor.. Roboski’de insanlar parçalanırken “kınıyoruz” diyor, başka ölümlerde ciğerim yandı diyor.. 

Aynısı BDP için de geçerli.. İşin içinde kürt yoksa çıt çıkarmıyor.. Pardon sadece “çıt” diyor.. Küçük bir açıklama, kınama, başsağlığı ya da taziye mesajı yayınlayıp susmaya devam ediyor.. Kck’dan tutuklu olanlara özgürlük isteyip, aynı hukuksuzlukla tutuklanan Ergenekon tutukluları için kılını kıpırdatmıyor.. 

MHP’yi geç.. Kan dökülmese, tabut görmese, ajite edecek acı bulmazsa söyleyecek cümleleri yok zaten.. 

İşte tam burda her olayı kendi menfaati için kullanan AKP kurnazlığı çıkıyor ortaya.. Roboski’yi bombalayan sanki uzaylılarmış gibi, CHP’yi Dersim olayları ile yerle bir ediyor.. MHP ve CHP’nin tabanını kullanıp BDP’yi vuruyor.. Kck yanlıları ile Ergenekon yanlıları birbirlerini yiyedursun, o ikisini birden eziyor.. Bizler izledikçe AKP’nin eli güçleniyor.. Ki elindekiler de sadece rakiplerinin ahmaklığı..

Bugün suçsuz günahsız 43 kişi hayatını kaybetti.. Bu saldırıyı herkes yapmış olabilir! Abd, İsrail, ÖSO, Türkiye ve Esad.. Ama içlerinde bu saldırıyı yapmak için en az sebebi olan Esad.. Abd’nin veya İsrail’in sebebi kat be kat daha fazla.. Lakin bizim aklı evvellerimiz birbirine bok atmayı bırakmadıklarından tek ses çıkaran AKP ve onun medyası faturayı Esad’a kestiler bile.. CHP ve MHP ne dedikleri anlaşılmayan açıklamalarda bulunurken, BDP’den cılız bir ses çıkıyor “failler bulunmalı” diye.. 

Bu sırada çıkması istenen savaş için, savaş isteyen herkes teyakkuz halinde.. Esad’ı astılar bile.. Sıra Türk’ün gücünü göstermeye kadar geldi.. Bizim olmayan bu savaşta ölecez -kazanan bize ganimet bile vermeyecekken- evlatlarımızı göz göre göre ölüme gönderecekler.. Bunu biliyor görüyor ve anlıyorken SAVAŞA HAYIR demek yerine, hala asıl düşmana sessiz kalıp birbirimizin boğazını sıkıyoruz.. 

Yazık.. Çok yazık.. Evlatlarımıza, çocuklarımıza, kadınlarımıza yazık..

11 5 / 2013

 

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde nasıl gireceğimi düşünmemiştim, afilli bir sözle başlamak gerekiyor gibi hissettim ama aklıma da afilli bir söz gelmedi açıkcası. Siz sanki burda çok afilli özlü bir söz yazıyormuş gibi davranın ve heyecanlanarak okumaya devam edin.

Bu ülkede 70’li yıllarda doğan her insan gibi doğdum doğalı bir terörizmdir almış başını gidiyor. Katil sağcılar, gomünist solcular, şeriatçılar, mossad ajanları bize sürekli bir öcü olarak gösterildi. Başımıza gelen her felaketin de failleri belliydi; dış mihraklar. Tüm öğrenim hayatımız boyunca bize devlet babanın bizleri ne çok sevdiği, koruduğu, kolladığı ama “jeopolitik” konumumuzdan dolayı tüm dünyanın bize düşman olduğu öğretildi. (jeopolitik konum da yalan çıktı zaten)

Yıllar geçtikçe okulda bizlere öğretilmeyen bir çok saklı gerçeği öğrenmeye başladık. Dersim’i, Maraş’ı, Ermeni soykırımını.
Kürtleri anlamaya başladık sonra.
Barış olmasın diye kendi cumhurbaşkanını, generalini, emniyet müdürünü öldürenleri gördük.
Bir trafik kazasından çıkan kirli devlet ilişkilerine şahitlik yaptık.
33 erini savaş devam etsin diye kurban edenlere tanık olduk.
Beyaz toroslarla evlatlarımızı kaçırıp, yok ettiler.
Gözlerimizin önünde insanları diri diri yaktılar.
Sokak ortasında kafamıza sıktılar.
Çoluğumuzu çocuğumuzu bombaladılar.
Toplanıp ırzımıza geçtiler.
Annelerimizi bıçakladılar.
Ve tüm bunları yapanların yanına kar kaldı yaptıkları. Ölen öldüğüyle, ağlayan ağladığıyla kaldı. Kimse kimseden hesap sormadı. Kimse yaptığının bedelini ödemedi. Katil bizim katilimizse onu alkışlayıp kahramanlaştırdık hatta. Ya da korktuk katilden, sustuk.

Bin defa aynı örneği vermiş olsam da yine yazacam; Şu günlerde utandığımız, ilkel ve militarist bulduğumuz 80 askeri darbe anayasasını %92 ile onayladık biz. Askerlerin özgür irademizle oy verip seçtiğimiz vekilerimizi asması, hapsetmesi, alaşağı edip yerle bir etmesi hepimizi korkuttu. Kurttan korkan koyun sürüleri gibi yanlış ve zalim olduğunu bile bile %92’imiz Evren’e EVET dedik.

Şimdi de kendisine baş kaldıran herkesin başını ezen, yok eden, işsiz bırakan, linç edilsin diye halkın önüne atan zihniyete EVET diyoruz. Korkuyoruz. Korkaklar sürüsüyüz çünkü.

Atatürk’e zeval gelmesin diye hala Dersim’deki yapılan katliamı konuşamayanlarınız var.
Müslümanlara laf edilmesin diye Sivas’ı dillendiremiyoruz.
Ermenilere hala düşmanız ve bu düşmanlığımız bizi kör ettiği için SOYKIRIM var diyene saldırıyoruz.
Kürtlerin maruz kaldıkları asimilasyon hepimizin malumu. Ama ses etmiyoruz, çünkü müktedir bize “kürt yoktur, kürtçe yoktur” demiş. Ne denildiyse olduğu gibi kabul ediyor, korkaklığımızdan hiç bir şeyi sorgulamıyoruz.

Her fırsatta bizleri yok eden sisteme asıl terörist sensin diyemiyoruz. 
Uzun uzadıya yazmanın bir anlamı yok; 20 yaşındaki gençleri her fırsatta ölüme gönderen, masum insanları yakan, kaybeden, bombalayan sistemdir terörist.. Adı her ne ise.

    

10 5 / 2013

29 4 / 2013

Özürlü olmak..

 

Klasik bi girişle “Türkiye’de Özürlü Olmak” deyip, delik deşik yollardan, işsizlikten, eğitim yetersizliğinden, asansörsüz binalardan, sağlık hizmetlerinden bahsedecek değilim. Zaten bunlar çok da umurumda değil açıkcası. Fakir veya en azından maddi imkanları yeterli bi aileniz yoksa dünyanın az gelişmiş tüm ülkelerinde benzer sorunlarla karşılaşmak mümkün.

Benim anlatmak istediğim tüm dünyanın her yerinde geçerli.
Şöyle ki; Özürlü olmak sizi insanların gözünde eksik kılar. 

Hayatınız boyunca sağlam insanların her yapabildiğini, yapabildiğinize dair insanları ikna etmek zorunda kalırsınız. Okuduğunuz okul, yaptığınız iş, aileniz, olursa sevgiliniz hep bu beklenti içerisindedir ya da benim çevremdekiler hep bu beklenti içinde oldular.

Okul hayatımda parlak bir öğrenci olmama rağmen öğretmenlerim aileme “okuyup da ne olacak” deyip durdular. Bi’bok olmadım ama kaç kişi sadece okul okuyarak bişey oldu ki? Ama herkes için doğal bir hakkın bana çok görülmesi hatta bazı öğretmenlerim “tamam tamam, sen derse çalışmasan da olur” tavrıyla beni birey saymamaları çok uzun süre canımı acıttı. Şimdi sadece öfkeliyim.

Arkadaşlarımda da durum çok farklı değildi. Hiç bir ekip çalışmasında veya sosyal etkinlikte aralarında olmamı istemediler. Ki bedensel eksikliğim benim hareket kabiliyetim dışında bir dezavantaj yaratmasa da bir çok arkadaşım onlarla olmamı pek istemezdi. Dedim ya, herkesin doğal yaşam hakkı benim için bir lütuf olarak görüldü hep. Belki de bu yüzden pek özlemem, sevmem, sevgiyle de anmam çocukluk arkadaşlarımı.

Düşe kalka, yarım yamalak okudum işte liseye kadar. Üniversite ise tümüyle maddi imkansızlıklardan olmadı. O dönem maddi imkansızlıklar olmasaydı yine inadına okurdum herhalde.

İlk gençlik yıllarımda hep canı acıyan, intikam almaya çalışan, kimselerin yapamadıklarını yaparak veyahut yapmaya çalışarak kendini ispat etmeye çalışan biri oldum. Şiir yazan, bağlama çalan, herkesten çok okuyan, espriler yapan kişi olarak alttan alttan arkadaş ortamı içinde yer bulmaya çalışıyordum, onların sohbetlerinde, toplantılarında olmanın kendimce bi’yol bulmuştum işte.

Aşk meşk işlerinde de, iş hayatında da değişen pek bişey olmadı.

Aşık olmak bi’özürlü için ne kadar normal olsa da bu aşık olunan için “canım ya, sevmiş işte” yaklaşımından öteye gitmiyordu maalesef.

İş hayatında da durum aynıydı. İşvereniniz size iş vermiştir işte.! Sizin tüm yarımlığınız ve işe yaramazlılığınıza rağmen yanında çalıştırıyordur. Yaptığınız işi ne kadar normal yaparsanız yapın, size bu gözle bakılır.

Tüm hayatınız boyunca olduğu gibi sevdiğinize de, patronunuza da kendinizi ispat etmek zorundasınızdır. Hem geriden gelmişsinizdir hem de öne geçmeyene kadar kimse sizi ciddiye almaz.

Çok iyi biliyorum ki bunu okuduktan sonra bi’çoğunuz hatta iddia ediyorum hepiniz “aaa olur mu öyle şey, ben hiç öyle davranmadım, davranmam da” deyip, bi’sürü küfür edeceksiniz. Emin olun kendi vicdanınızı temize çekmekten öte bişey olmayacak bunlar. Kimbilir belki ben de benden daha az şanslılara bilmeden öyle davranıyorumdur. Ama emin olduğum tek şey kendi yaşadıklarım.

Özürlü olmak hayatı eksik yaşamak zorunda olmaktır. Ve çevrenizdeki herkes kazanmanızı bekler.

Tekrar söyleyeyim; eskiden sadece canım acıyordu. Şimdi tüm dünyaya öfke doluyum.